Anasayfa

İstatistikler

Üyeler : 480
İçerik : 586
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 162523
 

Kimler Sitede

Şu anda 2 konuk çevrimiçi
Yok

halkoyunlarımızın tarihçesi PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 11 Kasım 2004 12:44

HALK OYUNLARIMIZIN TARİHÇESİ

İlkel insanlarda hayat, (yaşam) düşüncelerle değil devinimlerle başlamıştır.” G.THOMSON'a göre”(1) yaşam etkinliğinin bilincinde olmak, insanı hayvanlardan ayıran en başta gelen özelliğidir. Buna rağmen ilk insanlarda teori ile pratiğin birbirinden ayrılamadığını ve zihinsel soyutlamanın yeterince hayatlarına girmediğini görmekteyiz.

“Ne var ki bu aşamada henüz teoriden söz etmek mümkün değildir, sadece ilkel tapınma törenleri söz konusudur. İlkel tapınma töreni henüz pratiktir, ama emekten bilinçli olarak ayrılmış bir pratiktir.”(2) Bu törenlerde yapılan tapınmanın en önemli bölümünü yansılama (öykünme) dansları oluştururdu. Böylece de bilinçli öykünme bize ilkel atalarımızdan miras kalan bir özellik olmuştur. Bu insanlar bir işi yapabilme yeteneğini geliştirmek için, o işi yapmadan temsili olarak ortaya koymakta idiler. Öykülenme (taklit) böylece nesnel bir işlevi yerine getirmek amacıyla doğmuş oluyordu.

Bazen doğayı evcilleştirme, bazen avına karşı bir üstünlük, bazen de totemin doğa üstü güçlerinden yararlanmayı atalarımız törenlerinde amaç edinmekteydiler. Diğer taraftan ölülere tapma, bereket ve verimliliğe tapma v.b. unsurları da amaçladıkları görülür.

Bir çok işleri danslarla yerine getirip yaşamlarını daha az sorunsuz kılmak istiyorlardı. ”Kılan, yüksek bir varlığın kutsal koruyuculuğu altında olduğuna inanır. Bu varlık insanların ve malların mutlak efendisidir. Bu hayvanın tanrısal gücü, o hayvanı kılanın alameti totemi yapar. Bu totem, bütün hayat kaynaklarını elinde bulundurur, bunları istediği gibi kullanır. Bu totemin doğa üstü güçlerin, büyücü, dansla ve şarkılarla anlatıp över.” ( 3 )

İlkel toplumlarda dinsel törenler, bireyleri toplu yaşama zorluyor ve koyduğu katı kurallarla ilişkilerin, uyumlu ve dengeli, yaşamın ise daha az sorunlu olmasının sağlanmasına yardımcı oluyordu” Oyun bir ritüel, ya da tören olduğu zamandır ki bir görev, bir ödev kavramıyla birleşir.”(4) Törende oynanan oyun bir görevi üstlenip bir ödevi yerine getirmektir. Bundan da törende oynanan oyunun bireyleri bağlayıcı nitelikte ve belli amaçlara yönelik olduğu sonucu çıkartılabilir. Bu amaçla törenlerde yapılagelen danslar zamanla belirli kural ve kalıplara bağlanarak yaşatılıp daha sonraki kuşaklara aktarıldı.

“Belli bir toplumun üyesi olarak insan, kendi kültürel mirasını öğrenip onu savunur, yaşatır ve kendisinden sonraki kuşaklara aktarır” (5)

Türklerde halk oyunları (Dans): Asya'da Türkleri; birlikte yaşama önemli ölçüde değer veren, törelerine bağlı ve yaratıcı insanlar olarak görüyoruz. Tarihte ilk Türk uygarlıklarından; Hunluların, Oğuzların günümüze uzanan belgelerinden, geleneklerine bağlı yapılan törenlerin en önemli yerini halk oyunlarının oluşturduğunu anlamaktayız. Orta Asya'daki atalarımızın oyunları ile ilgili ilginç belge şöyledir.”Davulun halay gibi sıra oyunlarında coşturuculuğuna dair yazı Asya'dan Hunlular için yazılmıştır. Çinli bir şair hanım, Hun beyine gelin gelmiş ve memleketine gönderdiği mektupta Hunluların adetlerinden manzum şekilde şöyle söz etmiştir;



DAVULU HER GECE DURMAZ DÖVERLER TA GÜNEŞ DOĞANA DEK DÖNERLER”(6)

Bu mektup sıra oyunlarının ( M.Ö. 200 ) yıllarında ateş çevresinde davul eşliğinde oynandığı ve güneş batışını, doğuşunu ve çevredeki doğal olayları öyküleyen halk oyunlarının sabahlara dek dönerek sürdürüldüğünü kanıtlayan bir belgedir.

Anadolu'da yaşayan Türk uygarlıklarında ise Asya'dan getir-dikleri geniş kültür birikimleri ile eski Anadolu uygarlıklarının kültür ürünlerinin özümsemesini görmekteyiz. Bunun sonucu uygar-lıkların beşiği Anadolu'da atalarımız, yaratıcı gücü, sanat anlayışı, beğeni ve becerilerinin de katkısıyla halk oyunlarımızı oluşturdular.

Türklerde danslar; kılıçla, mumlarla, kutsal sayılan araçlarla yapılırdı. Uğur getirmesi için yapılan halk oyunlarına (danslara) sıkça rastlayabiliriz. Bu dansların kutsal amaçlarının zamanla ortadan kalkarak eğlence için yapıldığını görüyoruz. Anadolu'da ölüm dansına ( ölen kişi için yapılan) rastlamaktayız.(6)

Anadolu'da yaşayanlar dil, din, tarih, yerleşik alan ve ekonomik ilişkiler bakımından çeşitli kültürlere bağlıydılar. Türkler Orta Asya'dan getirdiklerini Hitit, Frigya, İyon, Bizans kültür birikimleri üzerinde; Selçuklular ve Osmanlılarla sürdürerek yücelttiler. Bu yüceltme sonucunda ortaya çıkan paha biçilmez halk oyunlarımız gelenekler içinde törelerimizde yaşayarak bütün çeşitleri ile günümüze kadar gelmiştir.

Günümüzde ise halk oyunları ile ilgili çalışma, araştırma, derleme ve gösteriler çeşitli kuruluşlar tarafından yürütülmektedir.

Cumhuriyet döneminde halkevleriyle başlayan ve giderek büyük kentlerde okul, dernek, kulüp ve topluluklarca sürdürülen halk oyunları çalışmalarına; ilgili bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar da katılmıştır. 1966 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “MİLLİ FOLKLOR ENSTİTÜSÜ” kurulmuş olup, daha sonra Kültür Bakan-lığına bağlı “Milli Folklor Araştırma Dairesi”ne (M.F.A.D.) dönüştü-rülmüş, son olarak Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (HAGEM) olarak faaliyetini sürdürmektedir.

(1) George Thomson, İnsanın Özü, çeviren;Celal Üster, İstanbul Payel Yayınevi 1979,S,57. A.g.k. S,57.

(2) Andre Ribard,İnsanlığın Tarihi,Türkçesi; Erdoğan Başar Şiar Yalçın, İstanbul May Yayınları, 1974 S.9

(3) Metin And, Oyun ve Büyü, İstanbul İş Bankası Kültür Yayınları, 1974, S, 14

(4) Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul Remzi Kitabevi , 1979, S, 46.

(5) Mahmut R. Gazimihal, Türk Vurmalı Çalgıları, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1975, S, 135.

DAVULU HER GECE DURMAZ DÖVERLER TA GÜNEŞ DOĞANA DEK DÖNERLER”(6)

Bu mektup sıra oyunlarının ( M.Ö. 200 ) yıllarında ateş çevresinde davul eşliğinde oynandığı ve güneş batışını, doğuşunu ve çevredeki doğal olayları öyküleyen halk oyunlarının sabahlara dek dönerek sürdürüldüğünü kanıtlayan bir belgedir.

Anadolu'da yaşayan Türk uygarlıklarında ise Asya'dan getir-dikleri geniş kültür birikimleri ile eski Anadolu uygarlıklarının kültür ürünlerinin özümsemesini görmekteyiz. Bunun sonucu uygar-lıkların beşiği Anadolu'da atalarımız, yaratıcı gücü, sanat anlayışı, beğeni ve becerilerinin de katkısıyla halk oyunlarımızı oluşturdular.

Türklerde danslar; kılıçla, mumlarla, kutsal sayılan araçlarla yapılırdı. Uğur getirmesi için yapılan halk oyunlarına (danslara) sıkça rastlayabiliriz. Bu dansların kutsal amaçlarının zamanla ortadan kalkarak eğlence için yapıldığını görüyoruz. Anadolu'da ölüm dansına ( ölen kişi için yapılan) rastlamaktayız.(6)

Anadolu'da yaşayanlar dil, din, tarih, yerleşik alan ve ekonomik ilişkiler bakımından çeşitli kültürlere bağlıydılar. Türkler Orta Asya'dan getirdiklerini Hitit, Frigya, İyon, Bizans kültür birikimleri üzerinde; Selçuklular ve Osmanlılarla sürdürerek yücelttiler. Bu yüceltme sonucunda ortaya çıkan paha biçilmez halk oyunlarımız gelenekler içinde törelerimizde yaşayarak bütün çeşitleri ile günümüze kadar gelmiştir.

Günümüzde ise halk oyunları ile ilgili çalışma, araştırma, derleme ve gösteriler çeşitli kuruluşlar tarafından yürütülmektedir.

Cumhuriyet döneminde halkevleriyle başlayan ve giderek büyük kentlerde okul, dernek, kulüp ve topluluklarca sürdürülen halk oyunları çalışmalarına; ilgili bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar da katılmıştır. 1966 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde “MİLLİ FOLKLOR ENSTİTÜSÜ” kurulmuş olup, daha sonra Kültür Bakan-lığına bağlı “Milli Folklor Araştırma Dairesi”ne (M.F.A.D.) dönüştü-rülmüş, son olarak Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (HAGEM) olarak faaliyetini sürdürmektedir.

(1) George Thomson, İnsanın Özü, çeviren;Celal Üster, İstanbul Payel Yayınevi 1979,S,57. A.g.k. S,57.

(2) Andre Ribard,İnsanlığın Tarihi,Türkçesi; Erdoğan Başar Şiar Yalçın, İstanbul May Yayınları, 1974 S.9

(3) Metin And, Oyun ve Büyü, İstanbul İş Bankası Kültür Yayınları, 1974, S, 14

(4) Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul Remzi Kitabevi , 1979, S, 46.

(5) Mahmut R. Gazimihal, Türk Vurmalı Çalgıları, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1975, S, 135.

Son Güncelleme: Cumartesi, 10 Temmuz 2010 16:26